• Sitelere Geri Dön: arsiv.sirince.net / www.sirince.net
  • AşKIN DıYALEKTığı ÜZERıNE SAYIKLAMALAR
     

    Haberler:

    Siteye geri dönmek için tıklayınız: arsiv.sirince.net

    Ana Menü

    AşKIN DıYALEKTığı ÜZERıNE SAYIKLAMALAR

    Başlatan sirince, Mar 02, 2008, 08:18 ÖÖ

    « önceki - sonraki »

    sirince

    Aşk hem diyalektik bir süreçtir,hem de metafizik bir süreçtir bence.Ben bu yazımda aşkın diyalektik bir süreç olduğunu yazmaya çalışacağım,yazabilirsem tabi...
    Aşk insan yaşamının diyalektiğidir.Yani tez,antitez ve sentezidir.Aşk kimi zaman ölümden bile soğuktur,kimi zamansa yaşamdan bile sıcaktır.Aşk ölümden bile soğuktur.Soğuktur, hem de öylesine soğuktur ki, buz gibidir.Bu derde düşmeyin yeter ki,eliniz,ayağınız,yüzünüz,yüreğiniz ve teniniz buz keser,donarsınız.Ömrünüzde bu kadar hiçbir zaman ama hiç bir zaman üşüdüğünüzü taaaa iliklerinize kadar duyarsınız.Mosmor olur bütün bedeniniz.Sizi görenler bu morluğun nedenini sorarlar."Aşktan!"diyemezsiniz.Utanırsınız,kıpkırmızı olursunuz.Bu aslında aşkınızı onlara anlatamamanızın üzerinizdeki ağır yüküdür.Hem anlatmayı becerseniz bile bakalım onlar anlayabileceklermidir aşkınızı?Diyelim ki anlattınız, pekiyi onlar inanacaklarmıdır aşkınızın varlığına ve gerçekliğine?Demeyeceklermidir size"Bu nasıl bir aşktır ki böyle senin tenini buz gibi etti,morarttı?"ışte bu sorunun yanıtını veremezsiniz.Bu aslında uğrunda ölümü bile göze aldığınız aşkınızı savunamamanızın pişmanlığıdır bana kalırsa.Aşkın diyalektiğinin tezi tamda burasıdır işte...
    Aşk yaşamdan bile sıcaktır.Hem de öylesine sıcaktır ki,yakar,kavurur,eritir ve buharlaştırır sizi deyim yerindeyse.Ateş gibidir o,yakıcı bir ateş gibi.Ateşinden taaaa içinizin yandığını duyarsınız.Sanki,sanki sarhoş olursunuz.Ama bu öyle bir sarhoşluktur ki, ortada şarabı olmayan bir sarhoşluktur.Bu AşKIN SARHOş olmasıdır yada AşKIN SARHOşLUğUDUR.Bu,bu aslında yolculuğa çıkmaktır.Yolların başlamadan bittiği,yada bittiği yerde başladığı bir yolculuğa.Hayatınızın belki en kısa, belkide en uzun yolculuğudur bu.Ya 5 dakika sürer bu yolculuğunuz,yada yüz yıllarca,bin yıllarca sürer.Aşkınızın içine,en içine,en derinine,o tarif edilmesi mümkün olmayan,olamayan dipsiz kuyuya gittiğiniz yolculuktur bu.Aşkınızla birlikte yanarak,hem de hiç yanmadığınız denli yanarak gittiğiniz yolculuktur bu.Bu yolculuk dünyanın en güzel,en zevkli yolculuğudur.ıstersiniz ki yollar hiç bitmesin. hiç.Yolların bitmesini hiç istemediğiniz bu yolculuk aşkınızın yüreğine,yüreğinin en derinine,yüreğindeki kılcal damarlarına olan yolculuktur bu yani.ışte aşkın diyalektiğinin antitezide budur bana kalırsa...
    Aşkın sentezi ise, aşkınızla birlikte yanarak gittiğiniz, onun yüreğinin kılcal damarlarının tam üstüne düştüğünüz yerde başlar.Sarsıla sarsıla,titreye titreye ve çıldırasıya bir özlem duyarsınız.Bu duyduğunuz özlem ise kanınızın aşkınızın kanına,canınızın aşkınızın canına,yüreğinizin aşkınızın yüreğine girmesidir.Yani sarsıla sarsıla,titreye titreye ve çıldırasıya bir ve tek beden olma özleminizdir.ıstersiniz ki kanı sizin damarlarınızda dolaşsın yada kanınız aşkınızın damarlarında dolaşsın.ıstersiniz ki canı sizin canınızın içine girsin yada sizin canınız onun içine girsin hiç çıkmamak üzere hiç.ıstersinizki yüreğiniz onun yüreğinin içine girsin yada onun yüreği sizin içinize girsin.Ve istersiniz ki, sizde aşkınızda tanıdığınız tenin yüreğinde ölün,ölsün.Aşkın diyalektiğinin sentezide budur bence diye düşünüyorum...
    Berkayberk

    turna_i

    Sevgili Berkay, aski tarifin ,yani aski yasarken hissedilenler  konusunda ben de sana katiliyorum .Fakat  sunu anlamayadim  bu ask yada baska bir konuda olsa ,ugruna ölümü bile gözaldiginiz  seyi nasil savunamazsiniz.ASK  üzerine o kadar sey yazilip cizildi ki , daima birseyler eksik kalsa da bence yazilmaya da devam edecek insanlik varoldukca.ELINE SAGLIK......

    gulican

    sevgili berkey aşk üzerine o kadar çok konuşulup yorumlar yapılmışkı yıllarca tam bir tanımı olamamş aslında. bunun tek sebebi aşkı kişinin içinde yaşaması bence. evet aşk soyut birşey.herkesin tanımı yaşadıklarıyla alakalı.
    mesalaaaa beninm tanımımda şu :
    aşk: gece uyumadan aklındaki son şeyle sabah uyandığında aklına gelen ilk şey.  işte bu kadar basit. bilemiyorum artık diyalektikmidir bu yoksa başka bişeymı. yanı bunu yaşıyorsan aşıksın demektir arkadaş.

    sirince

    Bence kendini kandırmanın bir oyunudur.

    Gerçek Aşk bu sitemde yaşanmaz...

    sirince

    Aşık Zevraki Baba'nın adını hiç duydunuzmu dostlar?Ben onun bir türküsünü yazmak istiyorum izin verirseniz eğer...
             
    "...Eridim aşkınla ben yana yana,
    Kerem küllü,külhan közlü nazlı yar,
    Bulunmaz benzerin baksam ne yana,
    ırem dilli,direm sözlü nazlı yar.

    şeklinin tarifi yaratmadan zor,
    şemsinur desem gene olmuyor,
    Buluta bağlanmış aya benziyor,
    Mahi yüzlü,ahu gözlü nazlı yar.

    Zevraki'yi yakar bir ziyade nar,
    Ne derya söndürür,ne buz,ne de kar,
    ıçtikçe içini yakar ha yakar,
    Meşki bizli,aşkı tuzlu nazlı yar..."
                                                              Berkayberk

    sirince

    Alıntı YapDondurucu soğukta bir an önce evime varabilmek için hızla yürürken, ayağımın ucunda bir cüzdan gördüm.. Hemen aldım. Sahibini gösteren bir kimlik vardır diye acele acele açtım.. ıçinde üç dolar ve sararıp kat yerleri yıpranmış eski bir zarftan başka birşey yoktu... Sol üst köşede yalnızca gönderenin adresi, alıcı adresi yerinde bir posta kutusu numarası vardı. Bir ipucu bulabilmek belki biraz da merakımı giderebilmek için zarfı açtım ve içindeki mektubu okumaya başladım. Mektup, sol yanı çiçek resmiyle süslenmiş bir kağıda, özenli bir el yazısıyla yazılmıştı ve "Sevgili Michael" diye başlıyordu.. Ve "Annesi yasakladığı için onu bir daha göremeyeceğini" anlatarak devam ediyor.. "Ama sakın unutma, seni daima seveceğim" diye bitiyor.. ımza.. Hannah!.. Elimde yalnızca, mektubu yazan kişiyle, mektubun yazıldığı kişinin birinci adları vardı. Eve gider gitmez hemen telefon idaresini aradım.Görevli kişi, kendisine bildirdiğim adreste yaşayanların telefon numarasını vermesinin yasalara aykırı olduğunu söyledi. Fakat ısrarım karşısında: "Belki, size yardımcı olabilirim" dedi. "Bu adreste bulunan numaraya telefon ederim ve onlar Kabul ederlerse, sizi görüştürebilirim lütfen bekleyin.." dedi. ıki üç dakika sonra görevlinin sesi geldi.. "Bağlıyorum efendim." Telefonda, karşıdaki hanıma "Hannah diye birini tanıyıp, tanımadığını" sordum. "Bu evi, 30 yıl evvel, Hannah diye kızları olan bir aileden aldık" dedi. "Peki yeni adreslerini biliyor musunuz?.." "Hannah annesini bir huzurevine yatıracaktı. Oradan takip ederseniz, belki adres bulursunuz.." deyip bana huzurevinin adını verdi.. Hemen aradım.. Yaşlı anne yıllar önce ölmüş.. Ama kızına ait eski bir telefon numarası var. Belki orada bilirlermiş.. "Bunların hepsi aptalca aslında" dedim kendi kendime.. ıçinde sadece 3 dolar ve 60 yıl önce yazılmış bir mektup bulunan cüzdanın sahibini aramak için bunca zahmete ne gerek var ki.. Aradım numarayı.. Bir kadın "şimdi Hannah'nın kendisi bir huzurevinde" dedi ve numarayı verdi. Hemen orayı çevirdim.. Ses; "Evet, Hannah burada yaşıyor" dedi.. Saat ona geliyordu ama hemen yola çıktım, Hannah'yı görmek için.. Devasa bir binanın üçüncü katında şirin bir oda.. Gümüş saçlı, sıcak tebessümlü bir yaşlı kadın.. Gözlerinin içi ışıl ışıl ama.. Anlattım olanları.. Cüzdanı ve mektubu gösterip.. Derin bir iç çekti mektuba bakarken ve "Genç adam" dedi, "Bu mektup, Michael ile son kontağımdı.. Onu öyle seviyorum ki.. Sean Connery gibi yakışıklıydı.. Hani şu meşhur aktör.. Ama ben 16 yaşındaydım.. Çok küçüğüm diye annem kesinlikle izin vermedi.." Derin bir nefes daha.. "Michael Goldstein harika bir insandı. Eğer bulabilirseniz ona söyleyin lütfen.. Onu hep düşündüm.. Hep.." Bir ufak sessizlik.. Bir derin nefes daha.. "Ve onu hep sevdim.." ıki damla yaş damladı elindeki mektuba, ıslanan gözlerden.. "Ve hiç evlenmedim.. Michael gibi birisini bulamadım ki.." Hannah'ya teşekkür edip odadan çıktım. Binadan çıkarken danışmada beni karşılayan kız "Hannah Hanım yardımcı olabildi mi size" dedi.." Hiç değilse bunun sahibinin soyadını öğrendim" dedim.. Cüzdanı elimde sallayarak.. O sırada yanımda dikilip duran hademe bağırdı.. "Hey baksana.. Bu Bay Michael'ın cüzdanı.. Üzerindeki bu kırmızı şeritten onu nerde görsem tanırım.. Cüzdanını hep kaybederdi zaten.. Üç kere ben buldum, koridorlarda.. "Michael sekizinci katta yaşıyordu.. Ok gibi fırladım tekrar asansöre. Michael yatmamıştı. Okuma odasında kitap okuyordu. Hemşire beni ve elimdeki cüzdanı gösterdi. Michael elini arka cebine attı, hızla.. Sonra sevinçle "Evet bu benim cüzdanım" dedi. "Öğleden sonraki yürüyüş sırasında kaybetmiş olmalıyım. Size teşekkür borçluyum." "Hiçbir şey borçlu değilsiniz" dedim. "Ama özür dilerim. ıpucu bulmak için açtım ve içindeki mektubu okudum." "Mektubu mu okudun?" "Sadece okumakla kalmadım. Hannah'yı da buldum.." "Buldun mu? Nerde? ıyi mi? Hala eskisi gibi güzel mi. Söyle, lütfen söyle.." "Çok iyi.. Hem de harika" dedim, yavaşça.. "Bana onun telefon numarasını ver. Yarın onu hemen arayacağım." Elime sımsıkı sarıldı.. "O benim tek aşkımdı.. Onu öyle sevdim ki, asla evlenmedim.. Çünkü bu mektup geldiğinde hayatım, anlamsal olarak bitmişti." "Bay Goldstein" dedim.. "Gelin benimle.." Asansörle üçüncü kata indik.. Odanın kapısı açıktı. Hannah sırtı kapıya dönük televizyon izliyordu.. Hemşire ona yaklaştı, omzuna dokundu.. "Hannah" dedi.. "Bu bay'ı tanıyor musun?" Gözlüklerini ayarladı bir an baktı, tek kelime etmeden.. "Michael" dedi, Michael, kapıda, kısık sesle.. "Hannah.. Ben Michael.. Beni tanıdın mı?.." "Michael" diye yutkundu Hannah. "ınanmıyorum.. Bu sensin. Benim Michael'ım." Michael Hannah'ya doğru yürüdü yavaşça. Sarıldılar. Hemşire yanıma geldiğinde onun da gözleri yaşlıydı.. "Gördün mü, bak?" dedim "Yaşamda, yaşanması gereken her şey, er ya da geç, bir gün kesinlikle yaşanacaktır." *** Üç hafta sonra beni huzurevinden aradılar. Pazar günü bir nikah vardı.. Gelebilir miydim? Harika bir nikah töreni idi. Hannah ve Michael beni nikah şahidi yaptılar üstelik. Hannah açık bej elbisesi içinde çok güzeldi.. Michael de lacivert takımı içinde hala çok yakışıklı.. Bir nikah tanığı olarak söylüyorum bu gözlemlerimi... Aşklarını on sekiz yaşın heyecanı ve duygusuyla yaşayan 76 yaşındaki gelin ile 79 yaşındaki damadın nikahında keşke siz de bulunsaydınız... Altmış yıl önce bittiği sanılan bir aşk öyküsünün, altmış yıl sonra, kaldığı yerden nasıl filizlendiğine siz de tanık olacaktınız.


    ************************

    Yukarıdaki öyküyü sıkılmadan okudunuz yahu daha önce okuduğunuzdan es geçtiniz. Okuduğunuz da belki duygulandınız, belki de aman yaşanmaz şimdi böyle aşklar deyip geçiştirdiniz. Yahut bende böyle bir aşkın içinde yaşasaydın vb. düşünceler sıralandı beyninizde.

    Demin bir sitede rastladım daha önce okudum ama bir daha okumak bende bir şeyler çalmadı. Çalamazda zatem zaman mı yok ya arkadaşlar biz zaten zamanı sollamış öyle yaşıyoruz. Kısaca zamanın geçişi bizi irdelemiyor.

    geleyim mevzuya olayın dramatik yanına

    şimdi biz bu öyküyü temele okutalım temel öykümüzü okudu ve vay beee diyerek sevgilisine (fadimeye ) mektup yazdı aşkını anlatan. Ne anlatmıştır diye kurcalamayayım. Bizim fadime cevap verir ama yukarıdaki bayan gibi değil. Yani annem görüşmemizi istemiyor şeklinde. Temel mektubu aldığında sinirlense de olayı yaşamaya kararlı son mektubu cüzdanına koyar ve dövüz bürosuna uğrar, aldı mı 3 doları, boşalttı mı cüzdandaki her şeyi ve durmadan attı mı sokağa, bizim Dursun gördü mü cüzdanı her defasında getirdi mi Temele olay böyle devam eder....

    Temel Fadimeyi aramaz nasıl olsa yıllar sonra buluşacaklar bir huzurevinde ......

    ve yıllar sonra

    temel huzur evinde bekliyor bekliyor halla fadimeyi ve dostu Dursun çıka geliyor ziyarete, yine elinde cüzdan temel artık dayanamıyor ve Dursuna patlıyor oğlum ne diye getiriyon cüzdanı onu başkası getirecek ve bizim Fadimeyle nikah şahidimiz olacak.....


    Tabi dursun renkten renge girerek Temel fadime öldi. Demesin mi

    Nasıl öldiiii

    iştem öldü temel der.

    Geçenlerde kocası ve çocukları gömdi

    ne kocası ve çocuklarımı

    evet kocası ve çocukları
    .......

    ve son bizim temelin hayalleri, umudu, aşk arayışı yılların içinde kaybolur ve savuru küfürleri dursuna

    olayın komik yanı buda en komik yanı ise bizim yaptığımız mı diye kendime soruyorum aslında

    yani bu düzende insanların içsel çıkarlarla hareket ettiği ve insani duygularını artık aptallık sayıldığı bir dünyada aşk'ın olacağına inanmak ......

    lisi

    merhaba arkadasim, yazindan anladigim kadari ile bayagi duygusal birisin ama bu hikayede yanlis olan ne biliyormusun bu kadar yil bu iki insanin yalniz yasamasi. hayatlarini birileri ile paylasmamalari yani kacirdiklari bence atlanilan!Yasananlar iyi yada kötü, yanlis yada dogru bilinemez ama yasanilamayan yasamlari atlanilan.bence yanlis olan bu...

    sirince

    ama sizinde atladığınız şu nokta bireylerin kararları

    yani öyküde geçen o iki insanın gerçekten birbirleri için yaşamış olmaları.

    Ben onların birşeylerleri kaçırdıklarını düşünmüyorum. Yaşamdaki kacırdıkları sizce ne olaki.

    Bir tenin dokunuşumu,

    Yoksa başkalarına seni seviyorum dememelerimi?

    yahut bir duygusallıkta başka bir aşkta yaşayacaklarımı ?

    işte bu noktada önüne çıkan yani sizin belirttiğiniz benimde son kısımda değindiğim sevgi anlayışı ortaya çıkar.