• Sitelere Geri Dön: arsiv.sirince.net / www.sirince.net
  • Yılmaz Güney Filmlerine Dair
     

    Haberler:

    Siteye geri dönmek için tıklayınız: arsiv.sirince.net

    Ana Menü

    Yılmaz Güney Filmlerine Dair

    Başlatan sirince, Ksm 28, 2007, 05:41 ÖS

    « önceki - sonraki »

    sirince

    Yılmaz Güney Filmlerine Dair

    Ben Yılmaz Güney filmlerini çok severim.  Özellikle Yol, Sürü, Düşman, Arkadaş, Duvar ve Umut filmlerini. Bunları yazma konusunda beni cesaretlendiren başta Özgülcan ve Turgay olmak üzere özellikle Keje'ye ve beni Mermer Adam filmini tavsiye ettiğim için eleştiren Sevgili Esterelya'ya ve Cennet hanıma ve bütün şirinceli dostlara  tekrar tekrar teşekkür ederim...
     
    Elimden geldiğince Yılmaz Güney'in bütün filmlerini tavsiye etmeye çalışacağım. Ama şunu özellikle belirtmeden geçemeyeceğim. Yılmaz Güney sadece Türkiye'nin en iyi yönetmenlerinden biri değil, dünya çapında bir yönetmendir aynı zamanda. Özellikle yukarıda bahsettiğim filmleri dünya sinema tarihine geçmiş filmler kadar çok,  çok,  çok iyi filmlerdir. Bundan elbette kimsenin şüphesi yoktur, olamazda zaten...

    Ben kendi payıma şunu düşünüyorum. Yılmaz Güney'i sadece filmleriyle tanıtmak yanlış olacaktır. Yani böyle bir tanıtım ve tavsiye onun kişiliğine ve kimliğine saygısızlık olacaktır. O hem bir yönetmendir, hem bir şairdir, hem bir yazardır ve hemde iyi bir eş ve babadır. Ama hepsinden önemli olansa o bir devrimcidir. Yaşamının sonuna kadar Türkiye ve dünya devrimi için savaşmış bir devrim sanatçısıdır o. Türkiye'deki hemen hemen bütün cezaevlerinde yatmış ve her seferinde binlerce ve milyonlarca devrim için savaşan devrim erleri yetiştirmiş bir ustadır o. Bu yazı vasıtasıyla önünde saygıyla eğiliyor ve diyorum ki "Ölenler döğüşerek öldüler, güneşe gömüldüler"...

    Selam olsun Yılmaz Güney'e.

    Selam olsun Türkiye ve dünya devrimlerine ve devrimcilerine...

    sirince

    Yılmaz Güney Filmlerine Dair 2

    Gerek dünya sinema tarihinde olsun ve gerekse Türkiye sinema tarihinde olsun Yılmaz Güney'in filmlerinin başına gelenler hiçbir yönetmenin başına gelmemiştir diyebilirim. Ben mesela yııllardır Yılmaz Güney'in iki filmini arıyorum. "Bir Gün Mutlaka" ve "ızin" filmleri. Bu iki film Yılmaz Güney sineması adına yazılmış bütün kitaplarda var. Hatta "Bir Gün Mutlaka" filminin senaryosu Güney yayınlarından bile çıktı kitap olarak. Ama ne hikmetse bu iki filmin ne VHS videosu, ne VCD'si, ne DVX'i ve nede DVD'si var. Ben yıllardır aradım ama bulamadım ve bütün ümidim kesildi. şirinceli dostlar olur ya bu filmler varsa elinizde ben isterim. Parası falanda önemli değil. Her masrafı ben üstlenmeye hazırım. Bu anlattığım meselenin sadece bir yönü aslında...

    Beni en çok üzen esas mesele ise şu. 12 Eylül döneminde Yılmaz Güney'in 105 filminin negatiflerine el konulduğu iddiası. Kimilerine göre ise bu filmlerin yakılarak imha edildiği iddiası. Benim aklım ermiyor, bunun böyle olduğunu düşünmek bile istemiyorum. Ama Yol'un, Sürü'nün ve Duvar'ın çekildikten en az 20 yıl sonra Türkiye'de gösterime girmesini anımsayınca kendi adıma ben Türk sinema tarihi adına utanıyorum. Bunu tüm içtenliğimle söylüyorum. Gerçekten çok utanıyorum. Bunları sizlerle paylaşmak istedim sadece sevgili şirinceliler...

    ozgurkiz

    turk sinema tarihinde Yilmaz Guney ve Yilmaz Guney flimleri birer idol olmustur. Yillardirda bunun yankilarini duyuyoruz, gercekten guzel bir konu secmisin sinema flimi tavsiyeleri veririken kendi ulkemizden ornek vererekte devam etmek cok nitelikli bir ayrinti olucaktir bence...
    Yilmaz Guney flimlerinin ana konusu sadece ulkemizde degil evrensel boyutta sinifsal sorunun islenmesidir. ezilen ve ezen diger yesilcam flimlerine gore daha baskindir .....
    sevgiyle kalinnn

    sirince

    Düşman

    Öncelikle ben çok sevdiğim Yılmaz Güney filmlerini tavsiye etmekle başlayacağım işe. Bencilliğimden dolayı tüm şirinceli dostlardan özür dilerim. Yılmaz Güney'in bu filmini çok ama çok severim ben. Kaç defa izlediğimi inanın bana anımsamıyorum. Neyse fazla söze gerek yok filmin konusuna geçelim biz...

    Bu filmin senaryosu Yılmaz Güney'e aittir. Yönetmeni ise Zeki Ökten'dir ve 1979 yapımıdır. ışsizliğin beraberinde getirdiği bireysel, toplumsal ve psikolojik sorunlara eğilir...

    ısmail(Aytaç Arman) işsiz birisidir ve yoksulluk içinde yaşamaya çalışmaktadır eşi, kızı ve kaynanasıyla birlikte. Bulduğu günü birlik işlerde çalışmaktadır, bulabilirse tabii. Amele pazarına gider, hamallık yapar. En son çok çaresiz kalınca belediyede sahipsiz sokak köpeklerini zehirleme işine bile girer. ışsizlik sadece ısmail'in yaşadığı bir sorun değildir elbette. ısmail gibi yüzlerce, binlerce ve milyonlarca insan vardır aynı sorunları yaşayan. ışsizliğin beraberinde getirdiği çaresizlik deyim yerindeyse yaşama dair herşeyi ama her şeyi bir silindir misali ezmektedir ısmail'in ve milyonlarca insanın yaşamında. ışsizlik ve çaresizlik bir taraftan ısmail'in ve milyonlarca insanın en insancıl değerleri çökertmekte, insanları birbirlerinin kurdu haline getirtmektedir. ınsanlar işsizlik, çaresizlik ve yoksulluk yüzünden birbirlerine el uzatıp yardım etmekten çekinir hale gelmişlerdir. Babalar, oğullar ve kardeşler neredeyse birbirlerinin gözlerini oyacak kadar düşmanlaşmışlardır. Yani gemisini kurtaran kaptandır artık. Gemisini kurtaran artık"Bana ve aileme değmeyen yılan bin yıl yaşasın"diyerek geçim derdinden kurtulmanın yollarını arar. ısmail'in ve milyonlarca insanın yaşadığı yoksulluk evliliklerinide yaşanmaz hale getirmektedir. ısmail'in ve eşinin evlilikleride birçok evlilik gibiyokluktan ve yoksulluktan dolayı çözülür. Dışarıdan gelen baskılara dayanamazlar ve vevlilikleri eşinin evden kaçmasıyla yıkılır...

    Berkayberk

    sirince

    Sürü

    Sürü filminin benim yaşamımda apayrı bir yeri vardır. Ne zaman evde yalnız kalsam,  hemen dvdye Sürü'yü koyar izlerim. Kaç kere izlediğimi,  ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Benim için vazgeçilmez filmlerimden birisidir ve bana göre Türk Sinema tarihinin en iyi filmlerinden birisidir ve kesinlikle bir baş yapıttır. Hemen hemen herkesin başta şirinceli dostlar tabii kesinlikle izlemelerini şiddetle tavsiye ederim...

    Sürü'nünde senaryosu Yılmaz Güney'e aittir. Yönetmeni ise yine Zeki Ökten'dir ve 1978 yapımı bir filmdir. şivan ile Berivan'ın şivan'ın babası ve Berivan'ın kayınbabası olan ve Veysikan aşiretinin lideri olan Hamo'nun maddi manevi baskısı altında yaşadıkları anlatılır. Berivan kan davalıları olan Halilan aşiretinin kızıdır. Hamo şivan'dan olan 3 çocuğuda öldüğü için Berivan'ı ezmektedir. Hamo'ya göre Berivan uğursuz ve lanetlenmiş bir gelindir. Yani Hamo'nun gözünde Berivan bir düşmandır. Bunu da sürekli şivan'a söyleyerek Berivan'dan boşanmasını ister. Ama şivan direnir hep buna. Çünkü Berivan hastadır, yalnızdır ve çaresizdir şivan'a göre. Üstelik 1 yıldırda konuşamamaktadır. Baba Hamo ile oğul şivan sürekli çatışmaktadırlar. Hasta yatağında kıvranan Berivan sessizce Hamo'nun baskılarına boyun eğer. şivan sonunda aşiretten ayrılmak istediğini söyler babası Hamo'ya. Bu olay Hamo'yu iyice deliye çevirmeye yeterde artar bile. Hamo sürüyü Ankara'ya götürüp satacaktır oğullarıyla birlikte şivan'ıda ikna eder. şivan Ankara'ya gideceğini ama Ankara'ya vardıktan sonra aşiretten ayrılacağını şartını koşar. Sürüyle birlikte Ankara'ya giderler. Yolculuk boyunca aksilikler peşlerini bırakmaz. Trenciler koyun rüşveti alırlar, makinistler trene fren yaptırarak koyunların bacaklarını kırdırırlar. Hırsızlar koyunları çalarlar. Ankara'ya sürüyle birlikte varırlar. şivan aşireti terkederek,  Berivan'ı doktora götürür ama Berivan ölür. Berivan'ın ölümünden sonra şivan hapishaneye düşer, Hamo'nun küçük oğlu Sülo ayrılır ve Hamo,  Ankara sokaklarında haykırarak Sülo'yu arar. Veysikan aşiretinin sonudur bu...

    Berkayberk

    sirince

    Arkadaş

    Yılmaz Güney'in Arkadaş filmi,  burjuva yaşamına ve kadın erkek ilişkilerine yönelik Türk sinema tarihinin en önemli filmlerinden birisidir. Daha doğrusu bu konuya ilişkin olarak şimdiye kadar çekilmiş bütün filmlerin en iyisidir. Dünya sinema tarihiyle boy ölçüşebilecek derecede gerçekten çok kaliteli filmlerden biridir ve kesinlikle bir baş yapıttır. Yol, Sürü, Düşman, Umut, Duvar ve Arkadaş hepside baş yapıtlardır. Baş yapıt olmalarının nedeni ise Sevgili Özgürkız'ın deyimiyle"Yılmaz Güney'in filmlerinin ana konusu sadece ülkemizde değil evrensel boyutta sınıfsal sorunun işlenmesidir. Ezilen ve ezen diğer yeşilçam filmlerine göre daha baskındır. "Bu yüzden Arkadaş filmini başta sevgili Özgürkız olmak üzere tüm şirinceli dostlara şiddetle tavsiye ediyorum. Umarım Arkadaş filminin konusu itibariyle ve kimi sahneleri aracılığıyla yanlış anlaşılmam...

    Anadolu'nun çeşitli yerlerinde çalışan karayolu mühendisi Azem(Yılmaz Güney)ıstanbul'a uğradığında eski arkadaşı olan Cemil'i arar. Azem birkaç günlük tatilini geçirmek için Cemil'in ıstanbul'un kıyı kentindeki evinde misafir olur. Göz kamaştırıcı doğası, güzel kadın ve kızları, yakışıklı delikanlıları, rahat tüketim toplumu yaşamıyla dışarıdan bakıldığında çok çekici gelen bu çevrenin iç yüzü yavaş yavaş aydınlığa çıkar. Azem için bu çevre pekte çekici değildir. Azem'e göre bu parlak görünüşün altında özellikle Cemil'in kişiliğinde kent soylu çürümüşlüğü, eşler arasındaki iletişimsizliği, ahlaksal çöküntüyü,  cinselliğe dayalı yapay , içtenliksiz ve sevgisiz ilişkileri kendini gittikçe duyurmaya başlar. Eşler bireysel özgürlük adı altında birbirlerini aldatırlar ve bu ilişkiler ya görmezden gelinir yada olağan şeyler gibi kabul edilir. Azem özellikle Cemil'in gerçekleri görmesi için çaba harcar sürekli. Diğer taraftan oradaki işçilerle, şoförlerle, genç kızlarla arkadaş olur ve zaman içinde"Emek ve Emeğin kurtuluşu"hakkında onlarla konuşur. Cemil'in baldızı olan Melike ilede konuşur ama bu konuşmaları daha çok Melike'nin kendisiyle ilgilidir...

    Zaman içinde Azem'in işçilerle, şoförlerle, genç kızlarla ve Melike'yle konuşması çevredeki insanları ve Cemil'in eşini rahatsız etmeye başlar. Cemil artık yaşamını ve sınıfını değiştiremeyecek konumdadır. Çünkü Cemil'in yaşam tarzı olmuştur bu tür davranışlar. Filmin en önemli sahnelerinden biriside Cemil'in"... Karısı güzel olan karımı öpebilir, ödeşmesi kolay olur çünkü. Baldızı güzel olanlarda baldızımı öpebilir. "sözüne karşılık Azem'in"... Senin bu söylediklerine arkadaşların medeni olmak, sen ileri fikirlilik diyorsun. Bu düpedüz dejenere olmaktır... "dediği sahnedir belkide. Bundan sonra Cemil'in ve Azem'in arkadaşlıkları biter ve Cemil intihar eder...

    sirince

    Umut

    Yılmaz Güney'in bu filmi aslında Türk sinemasının bir miladıdır. Daha doğru bir deyişle hem Yılmaz Güney'in bir dönüm noktasıdır,  hemde Türk sinemasının bir dönüm noktasıdır aynı zamanda. Çünkü bundan önceki filmlerinde Yılmaz Güney Türk Sinemasının Çirkin Kralıdır. Yani toplumsal filmlerde değil,  günübirlik gangster filmleri ve benzeri filmlerde rol almıştır. Ve o dönem Ayhan Işık jön olarak başrol oynarken Yılmaz Güney'de çirkin kral olarak başrol oynamıştır. Türk sinemasıda bu tür filmler yaparak ilerlemiştir. Ama Umut filmi bu gidişe dur demiş ve yepyeni bir çığır açmıştır Türk sineması adına. Yada Türk sinemasında gerçekten devrimi başlatan bir filmdir. Hem Yılmaz Güney adına hemde Türk sineması adına. Kısacası Umut filmi hem Yılmaz Güney'in hemde Türk sinemasının bugün dahi aşılamamış kilometre taşlarından biridir. Tıpkı Yol, Sürü, Duvar, Arkadaş ve Düşman filmleri gibi.

    Umut filminin hikayesini Yılmaz Güney,  babasının öz yaşam öyküsünden etkilenerek senaryolaştırmıştır. 5 çocuklu,  eşi ve annesiyle Adana'da faytonculuk yapan Cabbar evini külüstür faytonuyla geçindirmeye çalışmaktadır. Bir taraftanda Milli Piyango biletleri almaktadır sürekli. Tek derdi faytonunu, atlarını yenilemek ve ailesini daha iyi ve mutlu etme hayalidir. Yoksulluk canına tak etmiştir artık. Milli Piyangodanda para çıkacağıda yoktur zaten. Özel bir araba atına çarpıp öldürünce  dünya deyim yerindeyse Cabbar'ın başına yıkılır. Parası yoktur ki ölen atının yerine yeni bir at alsın Cabbar. Çaresiz borç para istemeye başlar çevresinden. Ama her çaldığı kapı tek tek yüzüne kapanır. Sanki hepsi gizlice anlaşmışlardır Cabbar'a borç vermemek için. Para bulmak için bir arkadaşıyla hırsızlık yapmaya bile çalışır ama bundada başarılı olamaz...

    Arkadaşı Cabbar'a bir define olduğunu,  tek eksiklerinin nefesi kuvvetli bir hoca bulmak olduğunu söyleyerek Cabbar'ın kanına girer. Her ikiside olanca varlıklarını buldukları hocaya vererek defineyi aramaya giderler. Aradıkları define hiç bulunmaz ve sonunda Cabbar ellerini iki yana açarak dönmeye başlar. Cabbar çıldırmıştır...

    Berkayberk

    sirince

    Yol

    Yol filminin çekim aşaması en az Yol'un kendisi kadar ilginçtir. Yılmaz Güney cezaevindeyken kaleme almıştır Yol filminin senaryosunu. Cezaevinden gönderdiği talimatlar aracılığıyla asistanı olan şerif Gören tarafından yönetilmiştir. Yılmaz Güney cezaevinden kaçarak Yol'un montajı ve diğer işleriyle uğraşmıştır. 1982'de Cannes'te Altın Palmiye büyük ödülünü Costa Gavras'ın Missing filmiyle birlikte almıştır. Bu Altın Palmiye büyük ödülünden sonra bütün dünyanın gözleri Türkiye'ye çevrilmiştir. Daha doğrusu Türkiye'de o dönem cezaevlerinde devrimcilere uygulanan şiddet politikalarına çevrilmiştir dünyanın gözleri. Costa Gavras Yol filminin kendi filmi olan Missing'den çok daha politik bir film olduğunu özellikle belirtir...

    Yol, bayram izni vesilesiyle memleketlerine giden beş mahkumun hikayelerini iç içe anlatır. Mahkumlardan ilki karısının ailesinin kendisine mektup yazarak namusunu lekelediğini, cezasının ölüm olduğunu belirten bir mektup alan Seyit Ali'dir. 2. mahkum yıllar önce öldürülen kaynının onun korkaklığı yüzünden öldürüldüğünü düşünen Diyarbakır'a  eşinin ve ailesinin yanına giden Mehmet Salih'tir. 3. mahkum uzun bir yolculuktan sonra şanlıurfa'ya köyüne vardığında köyünün jandarmalar tarafından basıldığını gören Ömer'dir. 4. mahkum nişanlısıyla serbestçe dolaşacağı hayalini kuran ama nişanlısının ailesinin peşlerine taktıkları 2 bayan hafiyeden kurtulamayan ve soluğu genelevde alan Mevlüt'tür. 5. mahkumsa izine çıkarken izin kağıdını yitiren ve askerlerin gözaltına aldıkları mahkumdur...

    Yol filmi gerçektende çok politik bir filmdir. Çünkü beş mahkumda hem ailelerinden, hemde devletten baskı görmektedirler. Aslında izlediğimiz sadece beş mahkumun korkuları ve hüzünleri değil, o beş mahkumun şahsında bütün Türkiye'de ve dünyada yaşayan yada yaşamaya çalışan kıstırılmış,bastırılmış,sindirilmiş ve kuşatılmış bütün insanların korkuları ve hüzünleridir...

    Elbette Yol filminide şiddetle tavsiye ediyorum,yalnız sizlerden bir ricam olacak, seyrettim diye seyretmeyin. Yüreğinizle ve bilincinizle seyredin ki o zaman benim Yol filmini niye tavsiye ettiğimi daha iyi anlarsınız...

    Berkayberk

    sirince

    Duvar

    Yılmaz Güney 1976'da Ankara Kapalı Cezaevinde mahkumken çocuklar koğuşunda çıkan ve tüm cezaevine yayılan bir isyana tanık olmuştur. Bu isyandan derinden etkilenen Yılmaz Güney isyanın arkasından gönderildiği Kayseri Cezaevinde "Soba,Pencere Camı Ve 2 Ekmek ıstiyoruz" romanını yazar. Duvar filminin senaryosu bu romana dayanılarak çekilmiştir.Tuncel Kurtiz ve Ayşe Emel Mesçi dışındaki oyuncuların hepside amatörlerdir.Yani ilk defa kamera karşısına geçip oynamışlardır...

    Yılmaz Güney bu son filmi olan Duvar'ı Fransa'da çekmiştir.Yılmaz Güney'in en sert,en rahatsız edici filmlerinden bir tanesidir.Yani Duvar'ı izlemek sanıldığı kadar basit değildir.Daha önce tavsiye ettiğim Pier Paolo Pasolini'nin Salo Yada Sodom'un 120 Günü filmi gibi bir hayli sert ve rahatsız edicidir.Duvar'ı izlerken deyim yerindeyse duvara çarpmış gibi olursunuz.Yüreğiniz burkularak ve gözyaşları içinde izlersiniz Duvar'ı.Bu yüzden şiddetle tavsiye ediyorum dostlar...

    Türkiye'de bir cezaevi.Bir tarafta adi suçlu kadın mahkumlar,bir tarafta adi suçlu erkek mahkumlar. Diğer tarafta devrimci mahkumlar ve diğer tarafta çocuk mahkumlar. Her biri işkencenin,baskının ve şiddetin temsilcisi olan gardiyanlar,cezaevinin allahı gardiyan Cafer,peygamberi cezaevi müdürü ve çocuk mahkumları kendi çocukları gibi gören,çocukların gördüğü işkencelere,baskılara ve şiddete dayanamayan Ali emmi...

    4.koğuşun müdavimleri olan çocuklar adeta cezaevinin köleleridirler.Her gün geceyarısı olupta gökyüzünde ay belirdiğinde "Allahım beni daha iyi bir cezaevine gönder" diye yalvarırlar. Cezaevinin bütün angarya işlerini(çöp toplama, kömür taşıma, mutfak ve temizlik) onlar yaparlar. Sobaları yoktur, camları kırıktır ve doyacak kadar ekmekleri yoktur.Bütün bunların üstüne Cafer'in ve sadist gardiyanların işkenceleri,baskıları ve şiddetleri yaşamlarını iyice çekilmez hale getirmiştir.Dayak, küfür ve tecavüzün sonu bir türlü gelmek bilmediği gibi iyice artmaktadır. Tek çareleri vardır tüm bu işkencelere,baskılara ve şiddete. ıSYAN...

    sirince

    Endişe

    Yılmaz Güney'in 1974'te yönetmeye başladığı ama talihsiz bir olay sonucu yarıda bırakıp yönetmenliği asistanı şerif Gören'e devrettiği bir filmidir bu Endişe filmi. Talihsiz olaysa Yılmaz Güney, eşi ve film ekibinin akşam gazinoda eğlenmeleri sırasında hakim Sefa Mutlu'nun Yılmaz Güney'e hakaretvari sözler söylemesi sonucu çıkan kavga sırasında hakim Sefa Mutlu'nun Yılmaz Güney tarafından öldürüldüğü iddiasıdır. Sefa Mutlu'nun Yılmaz Güney tarafından öldürüldüğü iddiası-ki bu iddianın geçersizliği o günde bellidir zaten- sonucu Yılmaz Güney alelacele tutuklanarak cezaevine konmuştur. Bundan dolayı Endişe filminin yönetmenliğine şerif Gören geçmiş ve filmi tamamlamıştır...

    Endişe filmi,  umudunu Çukurova'ya inip pamuk toplamaya bağlayan bir ailenin özelliklede kanlıların peşinde dolaştığı Cevher'in dramını anlatır. Cevher kendine tanınan süre içerisinde ya kan borcunu ödeyecektir  yada öldürülecektir. Kızını isteyen hem yaşlı hemde evli olan çiftçi evet derse başlık parası hazırdır. Yani Cevher yaşlı çiftçiden başlık parasını alıp kan borcunu ödeyebilir. Ama beri taraftan tarlaya makine girmiş, pamuk ırgatlarının işleri bozulmuş, ağa tarafından işçiler iyice sömürülmüşlerdir. Pamuk işçilerinin tek çareleri kalmıştır taban fiyatlarını artırmak için imza toplamak ve tabii ki GREV...

    Bu film elbette sadece Cevher'in dramı değildir. Cevher'in şahsında bütün tarım işçilerinin dramıdır.

    sirince

    Zavallılar

    Çeşitli adli suçlardan cezaevine düşen ve cezaevinde tanışan 3 yoksul arkadaşın öyküleri anlatılır iç içe. Hacı,Arap ve Abuzer'in yürekleri sızlatan yoksulluklarına, sahipsizliklerine, kimsesizliklerine ve çaresizliklerine tanık olursunuz bu filmi izlerken. Günümüzde köprü altlarında,sokaklarda yatan madde bağımlılarını izlersiniz aynı zamanda...

    Hacı'nında Arap'ında ve Abuzerin'de ne işleri, güçleri nede kimseleri vardır. Cezaevinden tahliye edilmelerine az bir zaman vardır. Belki cezaevinden çıkmak Hacı ve Arap için bir kurtuluş olabilir belki. Ama Abuzer'in o kadar şansı yoktur. Cezaevinden çıksa yine sokaklarda aç,susuz kalacak,köprü altlarında yada parklarda yatacaktır. Yada hırsızlık yapacaktır karnını doyurabilmek için. Başka çaresi yoktur Abuzer'in. Başka çaresi olmadığını anlayan Abuzer cezaevi müdürüyle konuşmaya karar verir. Hiç değilse kış bitene kadar cezaevinde kalmasına izin vermesini ister müdürden. Ama müdür kabul etmez Abuzer'in bu isteğini. Abuzer cezaevinde kalmanın kendince yollarını arar. Diğer mahkumların huzurlarını bozmaya çalışır, hatta baklava yiyenlerin baklavalarını bile çalar -ki Zavallılar filminin belki de en bilindik sahnelerinden biriside bu sahnedir- Ama cezaevinde yaza kadar kalma işini başaramaz. Tahliye günü gelir Abuzer'in ve tahliye olur kışın ortasında. şimdi ne yapacaktır Abuzer? Yine köprü altlarında, sokaklarda ve parklarda mı uyuyacaktır? Karnını nasıl doyuracaktır? Kollarını koynunda bağlayıp titreyerek kameraya bakar "Kurtarın beni" dercesine yalvararak...

    sirince

    Seyyit Han (Toprağın Gelini)

    Yılmaz Güney'in 1968 yılında hem yönetmenliğini yaptığı hemde başrol oynadığı Seyyit Han filmi köyde yaşanan bir aşk hikayesini anlatır...

    Seyyit Han yıllar sonra köyüne geri döner. Seyyit Han dürüst, yiğit ve haksızlığa boyun eğmeyen bir insandır. Bundan dolayıda düşmanları bir hayli çoktur. Ama köy halkı onu çok severler. Seyyit Han köyün en güzel kızı Keje'ye sevdalıdır. Keje'de Seyyit Han'a sevdalıdır. Ama Keje'nin ağabeyi Mürşit Seyyit Han'ın düşmanlarının çok olmasından dolayı Keje'yi Seyyit Han'a vermek istemez. Mürşit Seyyit Han'a"Düşmanlarından kurtul gel"der. Seyyit Han gider ve aradan yıllar geçer. Keje umutla Seyyit Han'ın geleceği günü bekler durur. Birgün Seyyit Han'ın öldüğü haberi gelir köye. Keje inanmaz bu haberin doğru olduğuna, kendini kaybeder ve intihara kalkışır. Mürşit Keje'yi aradan zaman geçtikten sonra köyün hatırı sayılır zengin ağası Haydar'la nişanlar. Bu arada düşmanlarından kurtulan Seyyit Han köye geri döner. Keje Seyyit Han'a kaçmak ister, ama Mürşit ve Haydar ağa izin vermezler. Ailenin namusu ve onuru için Keje Haydar ağa ile evlenmek zorunda kalır. Keje'nin dünyası tekrar yıkılır. Seyyit Han'daçaresiz boyun eğer. Gerdek gecesi Keje çaresizce için için ağlar. Keje'nin gözünün Seyyit Han'dan başkasını görmemesi Haydar ağayı öfkelendirir. Haydar ağa Seyyit hana atıcılık yapma yarışı önerisinde bulunur. ılk önce Seyyit Han ateş eder ve hedefi tam ortasından vurur. Ancak hedef kaldırılınca görülür ki elleri bağlı Keje alnından vurulmuştur. Seyyit Han deliye döner sabaha kadar Keje'nin canlanması için allaha yalvarır. Keje ölmüştür ve Seyyit Han Haydar ağayı ve adamlarını öldürerek kendini de nehrin sularına bırakır...

    sirince

    Baba

    Yılmaz Güney Baba filminin hem yönetmenliğini yapmıştır, hemde başrol oyuncusudur. Baba filmi her ne kadar bildik kalıpları içeren bir yapıdada olsa melodram sinemasında ustalığıyla yenilikçi bir aşamadır. ılk gösterimlerinde gişede büyük başarılar elde etmiş ve seyirciler ayakta alkışlamışlardır. Defalarca tekrar çekimleri yapılmışsa da Baba filminin Yılmaz Güney'in Baba filminin yerini tutamaz hiç birisi de...

    Cemal ailesiyle birlikte zengin bir konakta çalışmakta ve yoksul bir yaşam sürmektedirler. Kıt, kannat geçinen Cemal ailesinin ihtiyaçlarını karşılayamamaktadır. Oğlu bisikletli çocukları gördükçe imrenip babasından bisiklet almasını, kızı ise oyuncak bebek almasını istemektedir. Ama Cemal'in bunları almaya gücü yoktur. Almanya'nın işçi alacağını duyan Cemal gerekli evraklarını hazırlayıp soluğu ış bulma kurumunda alır. Ama ış bulma kurumunun sağlık muayenesinde dişlerinin eksik çıkmasıyla hayalleri suya düşer. Bu arada çalıştığı konağın oğlu bir cinayet işlemiştir. Babası oğlunu hapishanede yatmasından kurtarmak için çareler aramaktadır. Babası meseleyi Cemal'e açarak eğer oğlunun yerine hapishanede yatmayı kabul ederse hem kendisine hapishanede bakacağını, hemde ailesine Cemal hapishanedeyken bakacağını söyler. Cemal oğluna bisiklet,  kızınada oyuncak bebek alırsa eğer oğlunun yerine hapishaneye yatacağını söyler. Başka şansı yoktur Cemal'in çünkü. Cemal hapishanede uzun yıllar yatar. Bu zaman içinde eşi zengin konağın oğlunun tecavüzüne uğrar. Oğlu büyümüş ve kumarbaz olmuştur. Kızı ise randevuevinde bir fahişe olmuştur. Cemal hapisten çıkar arkadaşlarıyla bir randevuevine giderler önce. Genç bir fahişeyle birlikte odaya çıkarlar,  fahişenin bedeninde doğuştan bir iz görür Cemal. Bu fahişe Cemal'in kızıdır. Daha sonra Cemal arkadaşlarıyla kumarhaneye giderler. Tartışma çıkar, silahlar patlar, Cemal ölmek üzereyken oğlu Cemal'i tanır ve bağırır. "Baba, Baba"...

    sirince

    Ömer Lütfü Akad'ın yönetmenliğini yaptığı bu film genel olarak baskı altında tutulan 2 gencin sevda öyküsünü anlatır.Ömer Lütfü Akad'ın önemli filmlerinden birisidir bu filmi...
    Oba beyinin kızı Hatice ile çoban Ali Haydar birbirlerini deliler gibi seven iki aşıktırlar.Ama obanın törelerine göre bey kızı ile çoban evlenemezler.Obanın ileri gelenleri, yani erenleri Hatice ile Ali Haydar'ın aşklarına bir çözüm bulurlar.Çoban Ali Haydar 3 gün 3 gece tuz yedirilen koyunları su içmeden dereyi geçirtebilirse eğer oba beyinin kızı Hatice'ye kavuşacaktır.Yani bütün herşey Ali Haydar'a bağlıdır.Ali Haydar kavalını öyle güzel,öyle içli çalar ki, koyunlar derenin karşısına geçerler dereden su içmeden.Ancak obanın beyi kızı Hatice'yi satın aldığı yayla sahibinin oğluna verir.Bunun üzerine oba halkı, oba beyine karşı ayaklanırlar.Çünkü Hatice Ali Haydar'ın hakkıdır.Ayaklanan oba halkı ile Ali Haydar, Hatice'yi alıp götüren düğün alayıyla asma köprüde karşılaşırlar.-Ki Kızılırmak Karakoyun filminin en etkileyici ve duyarlı sahneleride bu sahnelerdir zaten.-Çatışma çıkar ve asma köprünün ipleri kopar.Hatice ile Ali Haydar sulara gömülürler....

    sirince

    Yılmaz Güney'in Ağıt filmi, birçok sinema eleştirmeni tarafından Yılmaz Güney'in Çirkin Kral döneminden sonra başlayan 2.döneminin başlangıcı olarak değerlendirilir.Yani Yılmaz Güney'in kendine özgü sinema diline yaklaştığı ilk filmlerinden birisi olarak kabul edilir.Bu anlamda gerçekçi Türk sinemasının önemli ürünlerinden biri olarak kabul edilir  Ağıt filmi.Kaçakçıların dünyalarını,onların pek bilinmeyen hikayelerini anlatır Ağıt filmi...
    Ağaya,tefeciye ve devlete karşı savaş verir efsane olmuş kaçakçı Çobanoğlu ve arkadaşları.Köylüler devletten mükafat almak için ihbar etme yarışına girmişlerdir Çobanoğlu'nu ve arkadaşlarını.Çobanoğlu ve arkadaşları bir taraftan ağaya,tefeciye ve devlete karşı savaşırken,bir taraftanda ihbarcı köylülerle savaşmaktadırlar.Derken bir gün yine çatışma çıkar ve Çobanoğlu ağır yaralanır.Arkadaşlarının elinden birşey gelmez ve son çare olarak bayan doktoru çağırırlar.Bayan doktor Çobanoğlu'nun yarasını temizlerken-Ki Ağıt filminin en güzel sahnelerinden biriside bu sahnedir- arkadaşlarıda Muhyi'nin "Zahid Bizi Tan Eyleme" türküsünü söylerler hep bir ağızdan;
    "...Sayılmayız parmağ ile,
    Tükenmeyiz kırmağ ile,
    Taşramızdan sormağ ile,
    Kimse bilmez ahvalimiz..."