• Sitelere Geri Dön: arsiv.sirince.net / www.sirince.net
  • MUHTEşEM BıR ROMAN
     

    Haberler:

    Siteye geri dönmek için tıklayınız: arsiv.sirince.net

    Ana Menü

    MUHTEşEM BıR ROMAN

    Başlatan A.Onay, Ksm 15, 2006, 07:27 ÖS

    « önceki - sonraki »

    A.Onay

    Almanya'nın Hannover kentinde, 1898 yılında dünyaya gelen Hans Dieter Biermann'ın öyküsünü anlatan, Ali Arslan'ın " Ama Sevgi Kalmalı, " romanı, savaşın arka planını bir ananın gözüyle ele alan, gelin-kaynana ilişkisinin mükemmel bir örneği kabul ederek insanlık destanı diyebileceğim Cengiz Aytmatov'un "Toprak Ana, " romanıyla birlikte, bence savaşı ve olumsuz sonuçlarını en iyi anlatan kitaptır; en azından okuduğum edebi eserlerin tamamı dikkate alındığında bunu rahatlıkla ileri sürebilirim. Kitapseverlerin böyle bir romanı okumalarını çok, ama pek çok istediğimden, imkânlarım elverseydi, yüz binlercesini, Türkiye ve Almanya topraklarında yaşayan insanlara, Almancaya da çevirisini yaparak bedava dağıtır; yeterli finansman desteğini de bulabilseydim, romanın filme çekilmesini sağlardım.

    Kesinlikle sıradan bir roman ve romancıdan bahsetmiyorum. Bilgili, geniş bir vizyonu olduğu her satırından belli olan, tarihi savaşlar tarihi olarak belleyenlerden farklı olarak çok geniş bir anlamda ele alıp özümseyen ve bunu kısa ve anlaşılır biçimde roman kahramanları aracılığıyla dile getiren, kitabın ilk sayfalarından itibaren artarak devam eden temposunu, akıcı ve sürükleyici bir üslupla sonuna kadar sürdüren, olağanüstü duygulu finalinde en katı yürekli insanları bile hüngür hüngür ağlatıp gözyaşlarının sel olmasını sağlayacak bu romanı okumamak, bence çok büyük bir kayıptır. Yazarın tasvirleri o kadar canlı, anlatımı öylesine samimi ve içten ki, okuru o yılların havasına sokuyor.

    Sonradan adı Yaşar Bora olacak Biermann'ın büyük oğlu Memed'in oğlu Türkiyeli yazar Emil Bora, dedesinin sırlarını, sağlığında kendisine söylediği vasiyetine sadık kalarak, ölümünden sonra not defterini okuyup öğrenince, bildiklerini Almanya'da bir konferansta ilk defa diğer insanlarla paylaşır.

    ılkokulun birinci sınıfına başladığı ilk gün yan yana oturmaya başlayan Hans ile Sofiya'nın, romanda da değinilen Ferhat ile şirin ya da Kerem ile Aslı'yı aratmayan tutkulu aşklarının çevresinde, birinci dünya savaşı öncesinde ve sonrasındaki toplumsal gelişmeler anlatılarak, savaştan siyasete birçok sosyolojik tespitler yapılıyor. Sol hareketin dünya çapında tanınmış isimlerinden Kautsky ile Rosa Lüksemburg gibi isimlerin dünyaya bakışlarının yeri geldikçe vurgulandığı, bunun gibi birçok konuda daha bilgilenmemizi sağlayan eser, yalnız Türkiye coğrafyasında yaşayanların değil, özellikle Almanya vatandaşlarının da büyük bir merakla okuyabileceği şeyleri kaleme alıyor.

    Kahverengi saçlı, mavi gözlü ve yakışıklı Hans ile sarışın, yeşil gözlü, iri göğüslü ve güzel bir kız olan Sofiya, birbirlerini çılgınlar gibi sevmektedirler. Maddi imkânsızlıktan gymnasium'a gidemeyen Sofiya'dan ayrılarak öğrenciliğini Sofiya'sız sürdüren ve Rosa Lüksemburg'un görüşlerini benimseyen Hans, siyasi görüşleri ve eylemleri nedeniyle okulun son sınıfından atılır. ıki sevgili, bir ev tutup birlikte yaşamaya karar verdiklerinde Hans askere çağrılır; çünkü Almanya ve Avusturya'nın, ıngiltere, Fransa ve Rusya'ya karşı savaştıkları, diğer ülkelerin emperyalizmin piyonu olarak kullanıldığı birinci dünya savaşı başlamıştır. Hans, trenle cepheye sevk edildiği sırada, savaş karşıtı bildiri yazıp, arkadaşlarına dağıtırken tutuklandıktan sonra vukuatlıların birliğine verilir. Osmanlı ordusunu eğiten Alman subayların komutanlık yaptığı Osmanlı askerleri ve Alman askerleri trenle güney cephesine sevk edilirken, Osmanlı askerlerinden Hasan ile tanışarak ondan Türkçe öğrenen Hans, Halep yakınlarında yapılan savaşlar sırasında Hasan'ı savaştan kaçmaya ikna eder. Oldukça heyecanlı maceraların sonunda, Hasan'ın köyüne geldiklerinde, Hasan'ın nişanlısı Fadime'yi Sütçüoğlu çetesinin kaçırdığını öğrenirler. Sevdiğine kavuşmak için Sütçüoğlu çetesinin düşmanı olan Aydınlı Memed Efe çetesine katılmaya karar veren Hasan'a uymaktan başka seçeneği olmayan Hans'la beraber Memed Efe'nin çetesine girerler. Savaş kaçkınları ve hainlere göndermeler yapılarak, düzenli orduya katılmayı reddeden kaçakları roman havası içinde işleyen ve birinci dünya savaşı yıllarıyla kurtuluş savaşını tam bir destan havasında anlatan roman, açlıktan kıvranan insanlara karşılık çetelerin yaşadıkları lüks hayatı da vurgulamayı ihmal etmiyor. Çetenin, Sütçüoğullarına yaptığı baskın sonunda Hasan'ın sevdiği Fadime kurtarılır; Memed Efenin önerisiyle de Hasan'ın köyünün en zenginin adamının kızı, kocası savaşa gidip de dönmeyen Ayşe ile Yaşar adını alan Hans, sünnet olup evlenir. Düzenli olarak mektuplaştığı Sofiya'dan başkasını gözü görmeyip, Almanya'ya onun yanına dönmekten başka amacı olmayan Yaşar'ın, o günün koşullarında evlenip, Türkiye'de yerleşmekten başka seçeneği yoktur. Attığını vuran, yetenekleri ve kişiliği sayesinde kısa zamanda çetenin ikinci adamlığına yükselen Yaşar Bora, sözü dinlenen biri olur. Birinci dünya savaşının bitiminde Almanlarla Osmanlılar teslim olunca, Anadolu toprakları da düşmanlar tarafından işgal edilir. ızmir civarı da bundan nasibini almış, Yunanlılarca işgal edilmiştir. Üç yüz kişiyle yeni bir devlet kurmayı düşünebilecek kadar hayalperest çete lideri Memed Efe, Yunanlılara karşı savaşması ve kendisine destek sağlaması için Yaşar Bora'yı Aydın yöresine, yanına çağırır. Çete savaşıyla sonuç alınamayacağını düşündüğü için adamlarıyla kuvvay-ı milliyenin emrine girmeyi amaçlayan Yaşar, kendisiyle aynı görüşleri taşıyan Gökçen Efeyle birlikte Yunan işgaline karşı savaşma kararı alır; beraber düzenledikleri bir taciz saldırısı esnasında yakın dostu Hasan, alnından vurularak şehir düşer. Postahane Yunanlılarca işgal edildiğinden, Sofiya ile mektuplaşmaları da kesilmiştir. Memed Efe'nin ısrarla kendilerine katılması için adam göndermesi üzerine, beş adamıyla kuvvay-ı milliye emrinde çalışan Gökçen Efeyle, bir daha eski çetesine geri dönmemek üzere güçlerini birleştirirler. Onların ve diğer ulusal güçlerin mücadelesiyle Yunanlılar bölgeden kovulduktan sonra oğlu Memed'in ardından kızı Gül de ( Rosa'nın Türkçesi, ) dünyaya gelir, ama onun aklı fikri hep Almanya'ya dönmekte, sevgilisi Sofiya'ya kavuşmaktadır. Bu amaçla gittiği Alman konsolosluğunda, bir hain olduğu gerekçesiyle tutuklanmak istenince, silahını çekerek kendisini güçlükle dışarı atabilir. Artık Almanya'ya dönüş yollarının tıkandığını anlamıştır. Üstelik hiçbir zaman haberi olmayacağı üzere eşi Ayşe, oğlu ve kendisiyle birlikte çektirdikleri fotoğrafı gizlice Sofiya'ya gönderdiğinden, bir başkasıyla evlenme kararı alan Sofiya, bunu mektubunda açıklar ve Hans'a hayat yolunda başarılar dileyerek, sonsuza kadar sürecek bir ayrılığın başlamasına yol açar. Çok kısa sürede çöken, saçları bembeyaz olan Yaşar Bora için artık hayatın anlamı kalmamıştır. ıkisi erkek, biri kız, Cumhur, Mikayil ve Suzan adlarında üç çocuk sahibi daha olan Yaşar, köye ilk traktörü getirir; yeraltından pompayla çıkardığı sularla tarlaları sular; en iyi tohumları serper; bol sütlü Hollanda ineklerini köye getirip onlara suni dölleme yaptırır ve çevre köylerde de sevilip, sayılan, kendisine her konuda danışılan, en zengin çiftçi olur. Kurtuluş savaşının bitmesinin ardından, çete liderlerinin ulusal kongrelerde delege olarak boy gösterdiği romanın sonunda, çocukları iyi okuyup, meslek sahibi olan Yaşar Bora'nın, torunu Emil Bora'dan isteklerini okumadan önce yanınızda kesinlikle mendil bulundurmanızı öneririm. Romanın son on sayfasında ağlamayan bir insanın, dünya yıkılsa gözlerinin yaşarmayacağına her bahse girebilirim.

    Bu kitabı soluk soluğa okuyacak, okumadan öncekiyle okuduktan sonraki halinizin bir olmayacağını siz de görerek " artık, hiçbir şey eskisi gibi değil, " diyeceksiniz.

    ozgurkiz

    TAVSIYEN ICIN SAOL CAN ILK FIRSATTA OKUMAYA CALISACAGIM
    SEVGIYLE KAL