• Sitelere Geri Dön: arsiv.sirince.net / www.sirince.net
  • Tartışma, şiir: DEVRıMCı GENÇ - Sayfa 4
     

    Haberler:

    Siteye geri dönmek için tıklayınız: arsiv.sirince.net

    Ana Menü

    Tartışma, şiir: DEVRıMCı GENÇ

    Başlatan uygarozan, Haz 18, 2009, 06:07 ÖS

    « önceki - sonraki »

    uygarozan

    Tekrar merhaba,

    Birkaç noktaya değindikten sonra bu tartışmayı (!) bitirmekte yarar var. Necmi arkadaşta bu açıdan doğru sonuca varmış.

    Bunu Hüseyni arkadaşta söylüyor: "kısır çekişmeyi bırakalım". ıyi de, tartışmanın düşünce alışverişi yerine "kısır çekişme"ye dönüşmesine kim neden oluyor? At gözlüğü kimde?

    "Yavuz hırsız ev sahibini bastırır" misali, Hüseyni kendisi (ya da ait olduğu düşünce grubu) için söylenebilecekleri sol gruplar için söylüyor. Örneği Türkiye'ye dönebilmek için burjuvazinin el eteğini öpen Cem Karaca'dan.

    Hüseyni Bey siz diyalektik materyalizmi ve marksizmi bilmeden, kulaktan dolma bu eksik bilgilerle yanılsamalara böyle çabuk düşersiniz, olaylardaki neden - sonuç ilişkisini tam olarak doğru analiz edemezsiniz. Bu böyle olunca da daha önce (sözde) solcu olan birinin neden daha sonra neden çark ettiğini anlayamazsınız. Gördüğünüz şeyi de kendi düşünceleriniz doğrultusunda böyle yorumlarsınız.

    Olay dinci maskeli bazılarının siteme uyum sağlayarak (size göre) gerçek dini karalaması durumu değildir. Aynı durum devrimciler, sosyalistler için de geçerlidir. Bazı (sözde) dinciler ve (sözde) sosyalistler sisteme uyum sağlamış olabilirler.

    Alıntı yapılan: "huseyni"... Solcuların nasılda dümene geldiklerini ve sisteme angaje olduklarını da görelim....

    Tartışılması (öğrenilmesi, bilinmesi) gereken şey; hangi siyasal düşüncenin kapitalist sisteme entegre olduğu, ona hizmet ettiği; hangisinin ona karşı olarak yeniliği (devrimi) temsil ettiğidir. Yoksa (düşünce savunulurken örneklemeler hariç) "şu şunu yaptı, bu bunu yaptı" türünden konuşmalar mahalle kavgasını andırır, o da en azından benim katılacağım bir tartışma değil. Yukarıda yazdıklarınızdan tartışmanın içini dolduracak bir düşünce savunusu göremiyorum ne yazık ki.

    Yine de söylediğiniz "siteme adapte olma" noktasından yola çıkarak "din" ve sosyalizm" konusunda kısa değerlendirmelerimi yazayım:

    Evet, sosyalist düşünce bilimsel çıkış noktalarıyla geleceği kapitalizme alternatif olarak yaratmak iddasındadır. Hataları olamayacağını hiç bir zaman idda etmedi, ama hatalarından ders alarak en mükemmeli yaratma çabasında olacağını söylüyor, bu da çocuklarımızın onurlu geleceğini  düşünen uygar bir insana yeter. Bu açıdan bakıldığında sosyalist düşünce, doğrudur, "sütten çıkmış ak kaşık" gibidir.

    Oysa din için (islam dahil tüm dinler) için bunu söyleyemeyiz. Feodal toplumun kalıntısı olan din (sizin asıl islam budur dediğiniz fraksiyon da dahil) köhnemiştir, eskiye aittir. ınsan ilişkilerini günümüz uygar insanına yakışır bir şekilde düzenleme yetisinden yoksundur. Bundan daha önemlisi dinler kapitalist sisteme karşı alternatif bir ekonomik sitem yaratma iddasında değildirler. Yani günümüz kapitalist ekonomik sitemine karşı alternatifleri yoktur, olamaz da çünkü ideolojik olarak kapitalizme hizmet etmektedirler. Bu ideolojinin iktidara gelmesi bile kapitalist sistemi değiştirmemekte, yatartılan toplumsal zenginliğin toplumda adil ve olabildiğince eşit bölünmesi sağlayamamaktadır. Tam tersine "beş parmağın beşi bir olmaz" mantığı ile zenginlerin mal varlığını kutsamakta, sınıflı toplumun (kapitalizmin) sürmesi durumuyla tam bir uyum sağlamaktadır. Kişisel mal varlığının kutsanması üretim araçlarının özel mülkiyete tabi olmasını istemekle eşanlamlıdır.

    Sosyalizm ise dinin ve kapitalist anlayışın tam da karşısında durmaktadır. Toplumsal gelir dağılımının adaletli dağıtılması adına. Son tahlilde (sınıfsız toplum) özel mülkiyeti yok ederek toplumsal mülkiyeti gerçekleştirmek adına.

    (Burada, "falan zengin babasından miras kaldı", "falan çalışkan, kazandı zengin oldu, diğeri tembel bu yüzden fakir" gibi aptalca gerekçelere girmeyeceğim.)

    Olay, yukarıda açıkladığım perspektifle incelenmek, tartışılmak durumdadır. Yoksa "ben din anlayışım iyidir, dini kendisine maske edenler vardır, aslında din (islam) iyidir" lafları fasaryadan, demagojiden öteye gidemez.

    Din (islam) kapitalist (ya da yarı-feodal) ülkelerde iktidarın toplumu uyutmak için kullandığı bir araçtır. Bu yüzden kapitalist alt yapılı tüm ülkelerde devletin finanse ettiği (kendi güdümündeki) dini kurumları vardır. Bu açıdan incelenmesi gereken şey örneğin hangi islam grubunun devletin içinde etkinliğinin var olduğu, hangisinin olması gerektiği, daha iyi olacağı gibi şeyler değildir. Değildir çünkü sizin sahip olduğunuz islam anlayışı dahil tüm islam anlayışları (biri üçkağıtçı diğeri biraz dürüst farketmez) ve tüm dinler kapitalizmin kendini sürdürebilmesi açısından bir ideolojik dayanaktır.

    Bu noktada ABD'nin dini (ve islamı) desteklediğini belirtmek gerekir. Bazı islam gruplarının ABD'ye karşı çıkışını kapitalizme karşı çıkış gibi görme yanılgısına da düşmemek gerekir. Sakallı yaşlı kardeşin kendisini küçük gören (ve sömüren) genç (yaşça genç) kardeşle olan kavgasıdır bu. Her ikisi de gericilik bakımından, sistemin sürmesi bakımından, parababalarının "akan değirmen suyunun devala akması" bakımından sosyalistlere karşıdırlar ama. Sisteme gerçek alternatif sunanlar sosyalistlerdir çünkü.

    Anlatılacak şey çoktur ama zamansızlığım ve sizin sadece "bildiğinizi söyleme" tutumunuz nedeniyle bitirmek istiyorum.

    Bu başlık altında "şiir" konusundaki tartışmanın bu noktaya gelmesi nedeniyle de bu başlığı yeni iletilere kilitliyorum.

    ısteyen arkadaşlar istedikleri politik konuları yeni bir başlık altında tartışabilirler elbette.

    Selamlar....

    uygarozan

    ıstemeyerek aylar sonra kapatılmış bir başlığın altına ileti göndermek zorunda kalıyorum. Buna bize gönderilen aşağıdaki e-mail neden oldu:

    Alıntı Yap-------- Original Message --------
    şirince Paylaşım ıletişim
    Tarih:    Fri, 31 Dec 2010 11:39:50 +0100
    Gönderenin ısmi: huseyin gazi sener
    Gönderenin Emaili: gazimsener@XXXXXXXX.com

    Mesaj: Gönderdiğim bazı şiirler sitenizde yayınlanma şansı bulamıyor.
    Derdim var tabıp bey adlı en uzun şiirimi paylaşmak arzusuyle gönderdim.Umit ederim yayınlama cesaretiniz olur.Saygılarımla,Yeni yılınız mutlu olsun.


    şimdi, bunca tartışmadan sonra Hüseyin bey hala "yayınlama cesaretinden" dem vuruyor.

    Sitemize gönderdiği şiir ise çok uzun, ilk ve son iki kıtasını notasına virgülüne dokunmadan aşağıya aktaralım:

    Alıntı YapDERDıM VAR TABıP BEY
    Derdim var tabip bey,hem de çok derinden,
    Bilmem bu maraza var mı bir reçeten?

    Hikayem uzun ve kederli, ne olur beni iyi anla,
    Üç kuruşluk menfaat için sakın ha vaktim alma.
    Unutur yahut yanılırsam,tutup sorguya çekme,
    Zaten derdim başımı aşar ,birazda sen yükleme.

    ...
    ...
    ...

    Belki reçetem ağır oldu,ama yaraya neşter,
    Elbet ğünahımıza keffaret olacak bunca şer!

    Kin tutma daima affedici ol
    Ama sana yapılanları sakın unutma
    Reçetemi muska yap, buruşturup atma....

    Hüseyin Gazi şener 2004


    Bu ve diğer şiir denemelerinde olduğu gibi akıma gelen ilk şey neden şiir olmak zorunda bu yazılanlar? Pakala düz yazı gibi de yazılabilir ve aralarında pek büyük bir fark olmaz.

    Uzatmayacağım, zamanım da yok, amacım da tartışmak değil.
    "Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az" misali, Hüseyin bey kendisine sitemizde anlatılanları anlamadı, anlamak istemedi.

    Bizim yukarıdaki denemeyi şiir diye sitemizde yayınlama durumunda "cesaret" diye bir şey yok. Sitemizde faşistlerin düşüncelerine bile sansür koyulmadı. Yalnız, olay nelerin yazıldığından daha çok "ne" diye yazıldığı ile ilgilidir. Her türlü edebiyat ürününün temelinde önce dil yatar.  Yani Türkçe. Her dilin de dilbilgisi yapısı (gramer) ve kuralları vardır. Noktalama işaretleri bile bu kuralların içine girer. Özel bir tarz yaratma çabası dışında (sitemizde Necmi Otçu'nun şiirleri   *, ile başlar örneğin) noktalama işaretlerinin görevleri değişmez. Cümle sonuna nokta konur. Soru cümlesinin sonuna da soru işareti gibi.

    şimdi, hem bulara dikkat etmeyeceksin ve deyim yerindeyse "çala-pata" yazacaksın, yazılan şeyin üzerinde çalışmayacaksın hem de "cesaretin varsa yayınla" diyeceksin. Bu ne pişkinlik? Olmaz böyle şey... Her şeyden önce ayıp!

    Yukarda bahsettiğim dilbilgisi kuralları ılkokul öğrencilerinin Türkçe ders programlarında var. Onlar bunları öğreniyorlar, biliyorlar. Bir yetişkinin bilmesi gerektiği bir yana, şiir yazma iddasında olan birisinin hayda hayda bilmesi gereken şeylerdir bunlar. Bunları gözardı ederek bize hala "yayınlama cesaretinden" bahsederseniz, burası sözün bittiği yerdir.

    Bizim o cesaretimiz olamaz, çünkü şiirden anlayan insanlar bize böyle şiirleri yayınladığımız için resmen küfrederler. (Ve haklı olurlar...)

    Bu yüzden üzgünüz, şiir bölümünde yayınlama cesaretimiz yok.

    Burası ise forum. tartışma alanı. Burada yayınlanması normaldir.

    .....

    Yeni yılda umutlarınızın hepsinin ya da çoğunun gerçekleşmesi dileklerimle... selamlar...

    huseyni

    Muhterem Uygarozan: benim çala- pata yazdıklarımı Forum sahifenizde yayınlamış olmanız bile takdire değer.Keşke yazının tamamını okuyucu kitlesi ile paylaşmış olsaydın.Boşver sen, bazı imla hataları varmış dünya yıkılmaz bu hatalardan ötürü.Nokta veya virgüllerin ötesinde öyle hatalar ve yanlışlıklar içinde boğuşuyoruz ah bunları görebilsek.

    uygarozan

    Hüseyin Bey,

    Benim şu andaki noktaya kadar çıkardığım sonuç şu:
    Siz "yazdıklarımı millet okusun da, gerisini boşver" gibi bir anlayıştasınız sanırım.

    Biz de diyoruz ki, "yine yaz, millet okusun, düşünceler tartışılsın ama bunları şiir gibi yazıp şiir diye piyasaya bu haliyle sürme, düz yazı, makale yaz örneğin. Seni şiir yazmak için zorlayan mı var?"

    Kaldı ki düz yazıda bile kaliteyi belirleryen faktörlerden birisi de yine Türkçe dilbilgisidir.

    Siz yukarıdaki sayfalarca eleştiriden sonra hala kendi adınıza olumlu gelişim için ders çıkarıp adım atmıyorsanız, bu sizi anlatır.

    Yani şimdi dünyamızda binbir türlü yanlış var diye; yazıdaki, şiirdeki dilbilgisi yanlışlarını görmezden gelelim öyle mi? Onları es geçelim öyle mi? Millet "noktayı virgülü bırak ama adamın ne dediğine bak" diyecek öyle mi?

    Ne dediğine de (içerik) bakacağız elbet ama şiir diye yazıp gönderme. Düz yazı diye yaz bu foruma, onları da tartışalım. Kaldı ki içerik hakkında da yukarıdaki iletilerde çok şey söylendi.

    Ama benim izlenimim şu: Siz karşıdakinin gerekçelerini değerlendirmiyorsunuz, sizin için önemli olan kendi bildiğinizi yazıp çizmek anlatmak.

    Neyse.. yeteri kadar uzadı konu. Tartışmak isterseniz bir forum başlığı açarak düşüncelerinizi yazabilirsiniz.

    Selamlar...

    huseyni

    Aşağıdaki  tartışma örneği düz yazı yani nesir türünden kaleme alınmış olarak okunsun ve yorum getirilsin.Benim için fark etmiyor.

    Lutfen sabir...

    DERDıM VAR TABıP BEY
    Derdim var tabip bey,hem de çok derinden,
    Bilmem bu maraza var mı bir reçeten?
    ....
    Tamamını okumak için buraya tıklayınız:
    http://arsiv.sirince.net/derdim.htm
    (şirince'den mesaj uzunluğu nedeniyle...)

    uygarozan

    Hüseyin Bey,

    "Kapıdan kov bacadan giriyor" gibi bir zorlayıcı davranış sergiliyorsunuz. Bu davranışınızla bir önceki mesajımda yazdıklarımı da tümüyle doğruluyorsunuz.
    Sizin istediğiniz yazma özgürlüğünüzün yanında, bizim de düşüncelerimiz doğrultusunda sitemizi şekillendirme hakkımız vardır.

    Sitemizde reklam, dinci, ırkçı, porno içeriğe propoganda amacı taşıması halinde izin vermeyiz. Siz şiir diye yazdığınız düşüncelerinizi tartışmıyorsunuz, "ille de insanlara okutacağım" diyorsunuz.

    Buna rağmen hoşgörülü olalım, sorun değil, bu haliyle okunsun ve tartışılsın derken siz 3-5 kıta değil, 890 satırlık bir yazıyı şiir diye sunuyorsunuz. ınsaf yani.

    Ben okumaya çalıştım, sıkıldım yarı yolda okumaktan vazgeçtim. O haliyle burada kalması yukardaki tartışmaları sabote edecek nitelikteydi.

    Demokratik, düşünce özgürlüğü doğrultusunda yine de şiirinizi silmek yerine link vererek belli bir süre için ayrı bir sayfa yaptık. Okurlardan canı isteyen orda okusun.

    Sizi de bu mesajımla uyarmış olalım. Formumuzda düşünceler tartışılır, zorla empoze edilmeye çalışılmaz.

    Yukarıdaki noktalar dışında "şiiriniz" hakkında yorum getirmek isteyen belki olur. Bekleyelim görelim.

    huseyni

    Saygın davranışınızdan ötürü teşekkürlerimi arz ederim.Benin ısrarım biraz yersiz oldu kabul ediyor,özür diliyorum.

    necmi

    Cevap niyetine

    *,

    An içinde yaşayış, geçmişinin zincirlerini kırarak özgürleşmedikçe; an içerisinden geleceğin seçiciliğini inşa etmek olası değildir.

    An içinde geleceğin duruşunu inşa etmek, geçmişin geleceğe ait özgürlüğünü inşa etmektir.

    şiir geçmişi özgürleştirerek an içinde geleceğin seçiciliğini inşa etmenin yaratıcılığıdır...

    Geçmiş, şair açısından, sebep sonuç ilişkilerinin ciddi çözümlemelerini yaparak zincirleri kırılması gereken bir nesnellikte, sorumluluk ve zorunluluk ile üretim için yapılacak olan bir eylemdir.

    Özgünlük ve özgürlüğe atılacak ilk adımlar; zorunluluk ve sorumluluk nesnelliğinin gereğini yerine getirmekle; nesnelliği kendine nesne seçme iradesi içerisinden, geleceğe adım atışın zincirlerini kırar.( nesnelliği kendine nesne seçiş; geçmişin zincirlerini kırmak için seçişle eylem, şimdi içerisinde gelecek içerisinde duruşuyla, seçiciliğe eyleyen karakter kazandırır.)

    An içerisinde özgürleştirilmiş geçmiş, içerisinde bulunduğumuz an'ın, kimyasını değiştirmeksizin, gelecek tasarımına nesnellik kazandıramaz.

    şiirde gelecek gelmesi gereken bir zaman dilimi olmaktan öte özgürleşmiş geçmişin an üzerinde etkide bulunarak geleceği şimdide nesnelleştirmesidir.

    An içerisinde geleceğin nesnelliği içerisinde duran şair; sürekli geleceğe ait seçicilikle yaşamak zorundadır. şair yarattığı zamanla organik (yaşamsal) nitelik kazanır...

    An içerisinde nesnellik haline gelmiş bir gelecek yoksa ve bu geleceğin kendine ait seçiciliği ile yeni bir kültür yaratımı söz konusu değilse, yeni şiir diye bir geçekliğin olması da olası değildir.

    Yeni; ancak içerik değişmesinin, biçimde bir nitelik olarak nesnelleşmesi ile olasıdır.

    Ne yazık ki içerik mi önemli, biçim mi önemli sorusunun metafizik yaklaşımına, kavramsal düzeyde doğru cevap vermek, indirgenmişliği meşrulaştıran bir yaklaşımı esas almaktadır.

    ıçerik ve biçim geçirgenliğini nesnelliğini göz ardı ederek verilecek olan cevab, biçimin içerikle olan diyalektiğini yadsıyan metafizik bir yaklaşımdır.

    Yeni her zaman içerikte olan değişimin biçimde nitelik kazanması sorunudur.

    ıçerikten biçimin nitelik kazanması, an'ın geçmiş ve gelecek diyalektiği içerisinde sebep sonuçtan hareketle an içerisinde yaratıcılık davranışını gerçekleştirerek eyleme eyleyen nitelik kazandırmaktır.

    Geçmişin zincirini kırma eylemi, eyleyen bir nitelikle yaratıma dönüşmedikçe, şiir sadece geçmişin tekrarı olan dert yanma davranışı olarak kalacaktır.

    Bilgi geçmişin zincirlerini kırarak geleceği an içerisine taşırken, an içerisinde nesnelleşen geleceğin içerisinde durmak; yine an içerisinden kendisini yaratım esaslı seçicilik davranışı olmasını gerektirir. Buradaki seçicilik; ancak, belirsizlik içerisinden yapılan seçiciliktir ki bu şairin bilgi nesnelliğindeki sezgileri ile yaptığı yaratıcılık seçiciliğidir.

    Kısaca; geçmişin zincirlerini kırma eyleminin zorunluluk ve sorumluklarını yerine getiren bir eylemci olmadan, şimdi içerisinde geleceğin nesnellik kazanmasını gerçekleştiremeyiz. şimdinin içerisinde geleceğin nesnelliği içerisinde duruş olmadan, bilgi sezgisinin gelecek seçiciliği iradesini açığa çıkarmanın eyleyeni olamayız.

    Yaratıcılık eylem ve eyleyen oluşun diyalektik bütünlüğünü kurmaktır.

    Bu aynı zamanda şiirin kendi zamanını yaratan ve başlatan olmasının nesnel ifadesidir. şiirde yeni; zaman kaçkınlarının değil zaman yaratıcılarının eseri olacaktır...

    Yeni şiir; zamanınn kölesi olanların değil efendisi olanların yaratıcılığında, nesnelliği kavrama mücqadelesini kendine nesne seçerek, yeni kültür yaratımını gerçekleştirenlerin, içeriğe biçim niteliği kazandırmasının eyleyen eylemidir.

    şahitlik taklit yansıtma olmanın ötesine geçiş, ancak, praksist (eyleyen; teori ve pratiğin iç içe geçme durumundaki yaratıcı eleştirel pratik)  olmaksızın, ne yeni kültür ne yeni içerik ne de yeni bir biçim söz konusu edilemez.

    Yeni ,ancak, egemenlere karşı verilen mücadelenin eyleyen karakterinin yeni kültür yaratımı içerisinden devrimci içerik kazanışla olasıdır.

    ıçerik devrimci nitelik kazanmadan biçimin yeni olması şekilcilikten öte geçmeyen bir çeşitçilik inşasıdır. ıçeriğin devrimci içeriği biçimde bir nitelik olarak yansımadıkça her hangi bir yeniden sözedebilmek sadece dar kafalı ham halatlığın indirgemeciliği olacaktır...

    şiir verili sisteme karşı olmaktan yol alarak alternatif olma yaratıcılığı kazanma içerisinden yükselir.

    şiir kulakla ağız arasındaki mesafeyi belirleyen ve iki kulak arasında kalan beyinin içerisine, yürek düşürme eylemliliğidir.

    cevap olsun diye değil:)

     


     


    Zaman yaratıcıların anısına saygıyla...

    uygarozan

    Alıntı yapılan: "necmi"...
    An içinde geleceğin duruşunu inşa etmek, geçmişin geleceğe ait özgürlüğünü inşa etmektir.

    şiir geçmişi özgürleştirerek an içinde geleceğin seçiciliğini inşa etmenin yaratıcılığıdır...

    ...
    ...
    ...

    ıçerik devrimci nitelik kazanmadan biçimin yeni olması şekilcilikten öte geçmeyen bir çeşitçilik inşasıdır. ıçeriğin devrimci içeriği biçimde bir nitelik olarak yansımadıkça her hangi bir yeniden sözedebilmek sadece dar kafalı ham halatlığın indirgemeciliği olacaktır...

    şiir verili sisteme karşı olmaktan yol alarak alternatif olma yaratıcılığı kazanma içerisinden yükselir.

    şiir kulakla ağız arasındaki mesafeyi belirleyen ve iki kulak arasında kalan beyinin içerisine, yürek düşürme eylemliliğidir.
    ....


    Çok güzel özlü sözler bunlar... Diline sağlık Necmi arkadaş.
    Anlayabilene tabii ki..

    Hüseyni'nin "şiirleri"nin biçimi de, içeriği de berbat bana göre. Sonra işin ilginç yanı, Hüseyni "şiirlerinin" tartışılmasını istiyor. Ona göre değerlendirme;

    Alıntı yapılan: "huseyni"1 şiir kafiye olumsuzluğu içerdiği içinmi kötü?
    2 Kısa yahut uzun olmuş,bunun içinmi beğenmiyorsunuz?
    3 Muhteviyası hayal unsuru mu?
    4 Yazılanlar doğru ama hazmı zor olduğu içim mi beğenmiyorsunuz?
    ...
    aşağı yukarı bu olacak.

    Biz de önce içeriğine bakalım madem dedik ve içerik politik tartışmaları beraberinde getirdi. Yukarıda bir kısmını tartıştık. Forumların diğer bölümlerinde politik konular da zeten tartışılıyor.

    Ama burada bir şiirsellik tartışması sözkonusu. Bir metinin, bir yazının, cümlelerin şiirsellik yanını irdeleyebileceğimiz o kadar çok nokta var ki bunlar sayfalarca yazıya dökülebilir. Biz hepsine bakamadan ilk bakışta dilbilgisine baktık, Hüseyni "geç onları geç" dedi. (Suç Danimarkaca klavyeninin oldu.)

    Hüseyni'nin yazdıklarından şiir kavramını sözcükleri kafiyelendirmek ve arka arkaya dizmek olduğunu anladım. ıçerik de onun dünya görüşünü yansıttı mı ortaya ona göre "ezber bozan harika şiirler" çıkar.

    Sonra da bu forumda ne yazılırsa yazılsın "bir kulağından girer, diğerinden çıkar!" şiirin içinde bulunduğumuz toplumsal çelişkilerin ivmesinden ileriye doğru sıçrayan, imge gücüyle değerleri bir adım ileriye taşıyan özelliklerini göremez.

    Hüseyni'nin yazdıklarında eleştirdiği şey toplumsal çelişkilerdir. Yalnız toplumsal çelişkileri yazıya dökmek yazılanları kaliteli şiir yapmaz, Hüseyni'nin anlamadığı şey bu. Anlayamıyor çünkü içerikte değerleri ileriye taşıyan dünya görüşü yok. Büyük ölçüde imgeden yoksun. şiir de ayıca "sözün özü"dür ama Hüseyninin yazdıkları "öz" değil.

    Bu noktada bir de kendi çıkış noktama özeleştiri getireyim. Çevremizde bir çok insan Hüseyni gibi (öyküsel) "şiirler" yazmakta. Bu tarz yazıp da şiir kitabı olan "şair"ler bile tanırım. Bu anlamda toplum (bilimsel mantığa ne kadar ters olsa da) bu yazılanları "şiir" diye kabul etmektedir. Bu açıdan baktığımda Hüseyninin yazdıklarının "şiir" olmadığını idda etmek yerine, yazılanların vasat olduğunu söylemek daha mantıklı ve doğru olacaktır.

    Neyse ki, nelerin gerçek anlamda şiir, kimlerin gerçek şair olduğunu, geri toplumsal bakış açıları değil ama tarih yazıyor.

    Dostça selamlar...